Geçmişin kavgasını sürdürenler, geleceği inşa edemezler! Eşyanın tabiatında/özünde selam, yani barış, güven, esenlik ve toplumu selamete ulaştırmak vardır! Yaratılışta asıl ve de asil olan budur! İnsanı asalet ve izzet sahibi/dokunulmazlık kılan bu yaşam biçimini, son 10 yılın son iki senesinde ve özellikle de teknolojinin/bilginin ehemmiyet arz ettiği bir dönemde en acı haliyle yaşadığımız Gazze vakası dolayısıyla, Kur’an’da müşahede/teyit etmiş ve ona göre bir düşünce/eyleyiş içinde konuşlanmak gerektiğini vurgulamıştım. Bu vurguyu da “Müminler Dünyevileşmeliler” başlığıyla kavramsallaştırarak bir teze, teklife dönüştürmeye başlamıştım. İki yılı aşkın bu sürecin, 2026’da yeni bir boyuta taşınmasını umut ediyorum.
Oldukça geniş işlediğim bu dosyada hayati önemi haiz mesele; "ârızî" olanla "dâimî" olanın tefrikidir. Çünkü hayatın bu iki temel kavramla ayrıştığını ve bunların yaşam ile ölüm arasında temel belirleyici olduğunu idrak edemezseniz, yaşanması gereken yerde ölür, ölünmesi gereken yerde yine ölür, sonra sorumlu olduğunuz hayatı yaşamadan ölür gidersiniz. İnsana emanet edilen ve ahiret yurdunun tarlası olan “Dünya Hayatı” da ifsat edicilerin çarkında telef olmaya devam eder!
Gelinen noktada bu tefriki yapamamanın bedelleri en ağır şekilde ödenmiş ve ödenmemesi için yeni bir tasavvura ihtiyaç doğmuştur. Dünya savaşları sonrası icat edilen kontrollü çatışmaların özellikle Doğu toplumlarını vurmasına binaen ortaya çıkan sorgulamalar, düşünceler, esasında Türkiye’deki 2002 seçimlerini de etkileyerek, ihtiyaç duyulan bu tasavvurun oluşmasına ve gelişmesine zemin hazırlamıştır. Türkiye’nin yeni siyasi aktörleri de bu ihtiyaca uygun siyaseti devreye sokmak istemiş ve fakat çok yönlü dahili ve harici müdahalelerle akamete uğratılmak istenmiştir.
Bu teşebbüsler Milletin desteğiyle büyük oranda bertaraf edilmiş ve kazanılan tecrübelerle geçmişteki siyasi paradigma daha kuvvetli bir zeminde 2023 seçimleriyle yeniden devreye alınmıştır. Bu dönemin başat siyaseti bugün itibariyle Terörsüz Türkiye hedefiyle yeni bir faza geçmiştir. Bu yeni fazın maksadı, Batı’nın yaşam koşullarını muhafaza, Doğu’nun ölüm koşullarını devam ettirmek için bilinçli bir şekilde büyük savaşlardan kaçınarak, paramiliter güçlerle oluşturulan kontrollü çatışmaları bitirmek ve kasıtlı olarak bitap, biçare duruma düşürülen mazlum toplumları selamete eriştirmektir.
Bu maksat doğrultusunda, dünyayı idare eden/güden aktörler ifsat edicilere karşılık, ıslah eden/iyileştiren insanların varlığı bugün için daha bir ehemmiyet arz etmektedir. Bu varlığı büyük bir kararlılık ve cesaretle gösterebilen Türkiye’nin selam, selamet, barış, güven, esenlik üzerine inşa ettiği yeni siyasi paradigması, dünyanın geldiği noktada, tüm insanlığa büyük bir değer sunacaktır. Yaratılışın/fıtratın/hayatın da maksadıyla örtüşen bu değerli siyaset aynı zamanda Batıl’a karşı Hakk’ın hakikatin de en net beyanı olacaktır.
Dolayısıyla; asırlar sonra ilk defa Türkiye/Suriye öncülüğünde, TürKürtArap kardeşlik hedefiyle hakikate uygun bir siyasi paradigmanın doğum sancılarına şahit olmaktayız. Allah’ın muradına uygun, hakikatle uyumlu ve insanlığın selametini hedefleyen bu siyaseti fırsata dönüştürmeli, her türlü niyetlere, hesaplara karşı tedebbür içeren akılla tüm imkanlar seferber edilmelidir. Yaşanılan acılardan ve özellikle Gazze’de tedebbürsüz iş tutuş tarzından dersler çıkarılmalı, aynı hataları yapmanın, yaratılış yasalarını/maksadını çiğnemek olduğu bilinmelidir. Doğu toplumlarına kasten yaşatılan kontrollü çatışma politikasının ilacı, selam yurdunu ikame edecek aklıselim siyaset olduğu artık anlaşılmalı ve bugün bu siyasete hayati önemi haiz derecede işlerlik kazandırılmalıdır!
"Yâ ıbâdıyellezîne âmenû inne ardî vâsiatun fe iyyâye fa’budûn" (29/56)
Ey iman eden/bana güvenen abid(e)lerim!
Benim arzım geniştir ibadet etmek için!
"Vallâhu yed´û ilâ dâris selâm"
وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَىٰ دَارِ السَّلَامِ
Allah sizi esenlik/selamet yurdunda birlikteliğe davet eder
Ve dünyayı da bu minvalde inşa etmenizi ister; Allah hiç sizi esenliğe/selamete davet edip de aksi şeyle mükellef kılar mı? O sebeple bu istikamet üzere olanları/tam kıvamında bir yaşam sürenleri ancak yaşanılabilir hayata/hidayete eriştirir. İşlerini başkalarının etkisiyle değil de Allah'ın gördüğü şuuruyla yapanlara ziyadesiyle ihsan vardır. Bundan dolayı onların veçhelerini, yüzlerini/itibarlarını; rağbet ettikleri mihenklerini katran bürümez, ön görüleri açıktır/muhakemeleri kapanmaz ve bundan dolayı da zillete düşmezler! İşte bunlar cennet ashabıdırlar ve onlar orada kalıcıdırlar. Kötülük kesbedip bunu iş tutuş tarzı olarak benimseyenlere gelince; onların karşılığı da misli kadardır ve fakat onları tümüyle zillet bürür/zelil bir yaşam sürerler ve onların ismetini Allah'tan ve O'nun yaşam biçimine uymaktan başka bir şey kurtaramaz! Onların vecheleri/yüzleri, itibarları, rağbetleri öyle bir inkıtaa uğramıştır ki, gecenin en karanlık anı gibi zifiri haldedir. İşte bunlar da nârın ashabıdırlar ve onlar da orada kalıcıdırlar! (Yunus/25-27'den mülhem)
Allah’ın sana verdiklerinde maksat ahiret yurdunu edinmek olsun! Dünyadan da nasibini unutmadan, Allah’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde fesada düşme! Çünkü Allah müfsitleri/ölçüyü kaçırıp sistemi bozanlara karşı muhabbet beslemez/işlerini bereketlendirmez! (Kasas/77’den mülhem)
De ki; Ey iman iddiasıyla emin bir yaşam vaadinde bulunan abidelerim; Rabbinize karşı sorumluluğun gereğini yerine getirin ki bu dünyada ihsanlı bir yaşama karşılık ihsan vardır. Allah'ın arzı olabildiğince geniştir ve sabırda vefa gösterenlerin ecirleri hesapsızdır! (Zümer/10'dan mülhem)
Muhakkak ki; mevcut sınırlandırılmış dünya hayatından, ahiret yurduna uzanan süreç sonunda serbest kalacağını beklemeyip/ötesini ummayıp; dünya hayatına razı olarak tatmin olanlar, ayetlerimize/her an şahit oldukları tüm varlık bilgisine karşı oldukça gafildirler! İşte bunların kesbettiklerine karşılık olarak varacakları yer nârdır! Muhakkak ki; iman etmenin bir gereği olarak, emin bir yaşam vaadiyle, ıslah edici/hasarları giderici/iyileştirici eyleyişlerde bulunanları Rableri yaşanılabilir bir hayata/hidayete eriştirir. İmanlarını bu minvalde işler kıldıkları için, naim cennetlerinde safa sürerler. Onların duaları, dünyadaki yaşam biçimlerinin karşılığı, orada "subhânekellâhumme" Allah'ın nimetlerinde yüzmek olarak gerçekleştiği ve selam/selametle hayat buldukları için âlemlerin Rabbi Allah'a hamd etmektir! (Yunus/7-10’dan mülhem)
Sadece Neyi kaybettiğini değil! Ne için var olduğunu da hatırla!
Müminler varlık sebeplerini (21/105-107) unutup, hayatın gerçeklerine yenik düştüklerinde hakikatle olan bağları koptu ve çağın ârızi #savaş çarklarının köleleri oldular! Ve dünya ifsat edicilerin elinde felakete sürüklendi!
O halde;
• Ey iman edenler!
İman etmenin gereği olarak güvenlikli bir yaşam vadedenler!
Silme İslam'a/Barış Paktına dahil olun; sakın bu hakikati sav(sakla)mayın ve böylece Şeytan'ın adımlarına tabi olmayın zira o size bu yönde telkinde bulunan apaçık düşmanınızdır! Eğer size deliller geldikten sonra kaypaklık yaparsanız, bilin ki Allah muazzam hüküm verendir! (Bakara/208-209'dan mülhem)
Hakan Çandır
1 Ocak 2026
-----------------------------------------------------------------------------------------------
"Dünyada ve bölgemizde bir Türkiye rüzgârı esiyor. İnsanlık tarihiyle yaşıt bir bölgenin kadim sakinleri olarak, son yıllarda çatışmalarla, kardeş kavgalarıyla, Gazze'de olduğu gibi barbarlıkla anılan coğrafyamızın tekrar bir SELAM YURDU, yeniden bir GÜVEN, ESENLİK YURDU olması için hüsnü (ihsanı Allah'tan bekleme) niyetle çalışıyoruz (ibadet ediyoruz)."
Recep Tayyip Erdoğan
11 Şubat 2026 TBMM Grup Toplantısı
------------------------------------------------------------------------------------------------
"Biz bölgemizin her karışında ve her köşesinde sulhu sükûnun hâkim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Ortadoğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız."
Recep Tayyip Erdoğan11 Mart 2026 TBMM Grup Toplantısı
-------------------------------------------------------------------------------------------------
"Türkiye, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir darüsselam, bir barış yurdu ve aynı zamanda bir güvenli liman olma vasfını sürdürmektedir."
Burhanettin Duran
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı
9 Nisan 2026📍NATO'nun Ankara Zamanı Toplantısı
--------------------------------------------------------------------------------------------------
“2020’de küresel salgınla sarsılan insanlık; Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz’de bozulan ticaret güvenliğiyle, Gazze’deki insanlık dramıyla, Lübnan’daki yıkımla, Etiyopya’da, Sudan’da, Somali’de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Keşmir hattında Hindistan ile Pakistan’ın karşı karşıya geldiği, bugün Pakistan-Afganistan geriliminin on binlerce insanın hayatını altüst ettiği bir dünyada, yangının tek bir bölge ile sınırlı kalacağını düşünmek tehlikeli bir gaflettir. Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın António Guterres’in öncülüğünde; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla bir “Dünya Barış Konseyi” mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir. Barışı lafzında taşıyıp savaşı fiilinde büyüten ikircikli anlayışların değil; adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin yüklediği sorumlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” veczi; dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını, yürüyeceğimiz tüm yolların istikametini tayin edecektir.”
Devlet Bahçeli
14 Nisan 2026 TBMM Grup Toplantısı
