Coğrafya kaderdir ama mukadder değildir; yani aklıselim yönetici ehil kadroların sayesinde sûi halden hasenata tebdil olabilir. Bunun yolu ise, Selam Yurdunu inşa edip, o yurtta salât'ı (toplumsal dayanışmayı, sözleşmeyi, değerleri) ikâme etmekten ve arınmaktan geçmektedir.
Benim arzım geniştir ibadet etmek için!
"Vallâhu yed´û ilâ dâris selâm" (10/25)
وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَىٰ دَارِ السَّلَامِ
Allah sizi esenlik/selamet yurdunda birlikteliğe davet eder.
Ve dünyayı da bu minvalde inşa etmenizi ister; Allah hiç sizi esenliğe/selamete davet edip de aksi şeyle mükellef kılar mı? O sebeple bu istikamet üzere olanları/tam kıvamında bir yaşam sürenleri ancak yaşanılabilir hayata/hidayete eriştirir. İşlerini başkalarının etkisiyle değil de Allah'ın gördüğü şuuruyla yapanlara ziyadesiyle ihsan vardır. Bundan dolayı onların veçhelerini, yüzlerini/itibarlarını; rağbet ettikleri mihenklerini katran bürümez, ön görüleri açıktır/muhakemeleri kapanmaz ve bundan dolayı da zillete düşmezler! İşte bunlar cennet ashabıdırlar ve onlar orada kalıcıdırlar. Kötülük kesbedip bunu iş tutuş tarzı olarak benimseyenlere gelince; onların karşılığı da misli kadardır ve fakat onları tümüyle zillet bürür/zelil bir yaşam sürerler ve onların ismetini Allah'tan ve O'nun yaşam biçimine uymaktan başka bir şey kurtaramaz! Onların vecheleri/yüzleri, itibarları, rağbetleri öyle bir inkıtâa uğramıştır ki, gecenin en karanlık anı gibi zifiri haldedir. İşte bunlar da nârın ashabıdırlar ve onlar da orada kalıcıdırlar! (Yunus/25-27'den mülhem)
Allah’ın sana verdiklerinde maksat ahiret yurdunu edinmek olsun! Dünyadan da nasibini unutmadan, Allah’ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde fesada düşme! Çünkü Allah müfsitleri/ölçüyü kaçırıp sistemi bozanlara karşı muhabbet beslemez/işlerini bereketlendirmez! (Kasas/77’den mülhem)
De ki; Ey iman iddiasıyla emin bir yaşam vaadinde bulunan abidelerim; Rabbinize karşı sorumluluğun gereğini yerine getirin ki bu dünyada ihsanlı bir yaşama karşılık ihsan vardır. Allah'ın arzı olabildiğince geniştir ve sabırda vefa gösterenlerin ecirleri hesapsızdır! (Zümer/10'dan mülhem)
Muhakkak ki; mevcut sınırlandırılmış dünya hayatından, ahiret yurduna uzanan süreç sonunda serbest kalacağını beklemeyip/ötesini ummayıp; dünya hayatına razı olarak tatmin olanlar, ayetlerimize/her an şahit oldukları tüm varlık bilgisine karşı oldukça gafildirler! İşte bunların kesbettiklerine karşılık olarak varacakları yer nârdır! Muhakkak ki; iman etmenin bir gereği olarak, emin bir yaşam vaadiyle, ıslah edici/hasarları giderici/iyileştirici eyleyişlerde bulunanları Rableri yaşanılabilir bir hayata/hidayete eriştirir. İmanlarını bu minvalde işler kıldıkları için, naim cennetlerinde safa sürerler. Onların duaları, dünyadaki yaşam biçimlerinin karşılığı, orada "subhânekellâhumme" Allah'ın nimetlerinde yüzmek olarak gerçekleştiği ve selam/selametle hayat buldukları için âlemlerin Rabbi Allah'a hamd etmektir! (Yunus/7-10’dan mülhem)
- Bugün artık sizin için dininizi ikmal edip kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım! Sizin için razı olduğum İslam'ı din olarak seçtim! (Maide/3'ten mülhem)
O halde;
Dolayısıyla; yine bu sayfada müstakil bir başlık olarak bulunan ve Kur'an'ın da bir talebi olan "işitmek" yetisini işletebilmek için "verili" bilgilerimizi, yargılarımızı mümkün mertebe "sessize" almak, meseleyi anlamlandırmak yerine öncelikle anlamak açısından önemlidir.
Hakan Çandır
1 Ocak 2026
YAPAY ZEKÂ VERSİYONU:
1 Ocak 2026
***
Devlet Rı̇câlı̇nı̇n “Selam Yurdu” Sözleri
- "Küresel ekonomi, değerli metaller üzerinden yürüyeceği ve çok can yakacağı anlaşılan yeni bir muharebenin hızla içine sürükleniyor. Enerji kaynaklarını elde etme uğruna, ticaret yollarını elde tutma uğruna yeni bir paylaşım rekabetinin hem de çok agresif bir şekilde yaşanacağı görülüyor. Batı dünyası, yıllardır başka ülkeleri tedip ve tehdit etmek için kullandığı tüm argümanlarını tek tek kaybediyor. “Masada” olmayanın “menüye” konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız. Dalga boyu giderek artan bu küresel fırtınadan Türkiye’yi sahiliselamete ulaştıracak olan kadro bellidir… Bu kadronun adı da AK Parti ve Cumhur İttifakı’dır. Güçlü Türkiye’nin güvencesi; güçlü bir AK Parti, güçlü bir Cumhur İttifakı’dır. Emperyalist oyunları bozacak olan irade, tecrübe ve cesaret işte bu kadroda, bu ittifakta ziyadesiyle mevcuttur."
- "Dünyada ve bölgemizde bir Türkiye rüzgârı esiyor. İnsanlık tarihiyle yaşıt bir bölgenin kadim sakinleri olarak, son yıllarda çatışmalarla, kardeş kavgalarıyla, Gazze'de olduğu gibi barbarlıkla anılan coğrafyamızın tekrar bir Selam Yurdu, yeniden bir Güven, Esenlik Yurdu olması için hüsnü (ihsanı Allah'tan bekleme) niyetle çalışıyoruz." (ibadet ediyoruz)
- "Biz bölgemizin her karışında ve her köşesinde sulhu sükûnun hâkim olmasından yanayız. Biz savaşlardan bitap düşmüş, bıkmış, yorulmuş Ortadoğu'nun bir an önce hasretini çektiği kalıcı barışa ve istikrara kavuşmasından yanayız."
- "En büyük eserlerimizden biri olarak gördüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizi ortak akılla, samimiyetle, sağduyuyla menziline ulaştırmakta kararlıyız."
07 Ocak-11 Şubat-11 Mart 2026 TBMM Grup Toplantısı
***
- "Türkiye, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir darüsselam, bir barış yurdu ve aynı zamanda bir güvenli liman olma vasfını sürdürmektedir."
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı
9 Nisan 2026📍NATO'nun Ankara Zamanı Toplantısı
***
- “2020’de küresel salgınla sarsılan insanlık; Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz’de bozulan ticaret güvenliğiyle, Gazze’deki insanlık dramıyla, Lübnan’daki yıkımla, Etiyopya’da, Sudan’da, Somali’de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Keşmir hattında Hindistan ile Pakistan’ın karşı karşıya geldiği, bugün Pakistan-Afganistan geriliminin on binlerce insanın hayatını altüst ettiği bir dünyada, yangının tek bir bölge ile sınırlı kalacağını düşünmek tehlikeli bir gaflettir. Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın António Guterres’in öncülüğünde; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla bir “Dünya Barış Konseyi” mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir. Barışı lafzında taşıyıp savaşı fiilinde büyüten ikircikli anlayışların değil; adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin yüklediği sorumlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” veczi; dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını, yürüyeceğimiz tüm yolların istikametini tayin edecektir."
- "Bu çağ, hakikati okuyabilen devletlerin çağıdır. Bu çağ, alışkanlıkların değil, aklın çağıdır. Bu çağ, ezberlerin değil, yeni denge arayışlarının çağıdır." "Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden biridir.
- "Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden biridir. Türkiye kendi hikâyesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, diplomasiyle, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idraki, 2053’ün ufku ve 2071’in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır. Türkiye’nin dış politika anlayışı barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir. Tarihî tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir. Türkiye savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, toplumların yerinden edilmesini, şehirlerin yıkılmasını ve bölgemizin kalıcı istikrarsızlık alanına dönüşmesini istemez. Diplomasi kanallarını açık tutar, ara buluculuk imkânlarını değerlendirir, tarafların konuşabileceği zeminleri destekler, gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir. Ancak barıştan yana durmak edilgenlik anlamı taşımaz. Diplomasiye önem vermek başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Ara buluculuk, herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası hâline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye kendi dış politikasını kendi millî çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür. Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız. Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye karşıtı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye’nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz. Türkiye masaya kendi aklıyla oturur; kendi güvenliğini, kendi hukukunu ve kendi menfaatini göz ardı ederek görüntü siyaseti yapmaz. Barış siyaseti yalnız iyi niyetle yürütülemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye’nin barış dili, güçlü devlet kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir. Türkiye’nin barıştan yana duruşu, Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Kıbrıs’ta aleyhimize gelişen oldubittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez. “Yurtta sulh, cihanda sulh” mefkuresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır; fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkünün varlık hakkını ve Ege’deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur."
- "Biz Türkiye’nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil; tekraren ifade ediyorum; 2023’te müjdelediğimiz Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın idrakine, 2053’ün ufkuna, 2071’in kavrayışına göre değerlendiriyoruz. Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetlerine, emperyalizmin vekalet unsurlarına, mezhep simsarlarının istismarlarına kapımızı kapatıyoruz. Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Arap’ın Süryani’nin doğulunun, batılının aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz. Terörsüz Türkiye; komşunun komşuya güvenmesidir. Terörsüz Türkiye; annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye; esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu’nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi, kol kola, el ele ve tek vücut halinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir. Hudutlarımızda canımıza kasteden, sivillerimizi hedef alan, karakollarımıza çıkartma yapan, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran; analarımızı gözü yaşlı, çocuklarımızı yetim, bacılarımızı dul bırakan terörü bitirmek artık farz olmuştur."
***
Milli İstihbarat Teşkilatı 99 yaşında
"Bugün Milli İstihbarat Teşkilatımızın kuruluşunun 99. yıl dönümü. Ülkemizin ve milletimizin güvenliği ve huzuru için gece gündüz çalışan ve "Vatan söz konusu olduğunda, tüm dünya bize vatan cephesidir." diyen Teşkilatımız, yüzlerce yıllık devlet aklı ve medeniyet hafızasıyla faaliyetlerini yürütmekte, çağın ihtiyaçları ve taleplerine göre kendini her daim yenilemektedir.
Mevcut uluslararası sistem, eş zamanlı jeopolitik ve hibrit krizler karşısında kötü bir sınav vermektedir. Küresel güvenliği tehdit eden gelişmelere adil ve sürdürülebilir çözümler üretmekte tıkanan mevcut yapı; kurala dayalı çok taraflılığın aşındığı ve çıkar odaklı yaklaşımların belirleyici hale geldiği bir dönüm noktasından geçiyor. Batı merkezli paradigma sorgulanırken Küresel Güneyi de içeren yeni arayışlar, yeni bir paradigmanın kapılarını zorluyor.
Var olan sistemin yetersiz kaldığı ancak muhtemel bir ikame düzenin henüz tesis edilemediği bu tarihsel kırılma sürecinde her devlet, yeni döneme avantajlı girmek için büyük çaba sarf ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın "Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda ülkemiz de izlediği çok boyutlu ve dengeli dış politika stratejisinin yanı sıra her geçen gün gelişen istihbarat kabiliyetleriyle bu yeni döneme yalnızca bölgesel bir aktör olarak değil; aynı zamanda uzak coğrafyalardaki krizlere müdahale edebilen, çözüm üreten, adalet ve dayanışmayı esas alan küresel bir paydaş olarak giriyor. Krizleri sınırlarımıza dayanmadan çözme vazifesi, geniş bir jeopolitik perspektifi ve pratiği zorunlu kılıyor.
Milli İstihbarat Teşkilatı; ülke içinde vatandaşımızın huzur ve güvenliğini önceleyen kapsamlı istihbarat faaliyetlerinin yanı sıra sınırlarımızın ötesinde özellikle gerilim ve çatışma bölgelerinde taraflar arasında güvenilir iletişim kanalları tesis ederek, etkili arabuluculuk girişimleriyle muhtelif çatışmaların tırmanmasını engellemekte ve tehditlerin krize dönüşmesini önlemektedir. Teşkilatımızın yürüttüğü istihbarat diplomasisi sessiz, sakin ve derin niteliğiyle bölgesel ve küresel barışa önemli katkılar sunmaktadır.
Gazze ateşkesinden Rusya-Ukrayna Savaşına, Somali'den Afganistan-Pakistan hattındaki gerilimlerin azaltılmasına kadar farklı coğrafyalarda, karmaşık ve farklı dinamiklere sahip süreçleri yakından takip ediyor, bölgesel barış ve istikrara katkı veriyoruz. Amacımız, bölgesel düzlemde ve uluslararası alanda karşılıklı güven ve saygıya dayalı bir güvenlik ve istikrar kuşağı oluşturmaktır.
Krizlerin ya da krize dönüşmesi muhtemel gerginliklerin ilk aşamasından itibaren devreye girme, tarafların hassasiyetlerini objektif bir şekilde anlama ve çözüm önerileri geliştirme yaklaşımımızın ardında; devletimizin sahip olduğu "komşuluk hukukuna dayalı manevi değerler" ile "güvenlik ve istikrarın kolektif bir olgu olduğu" anlayışı bulunmaktadır. Bu çerçevede istihbarat diplomasisinde yalnızca güce ve operasyonel dile bağlı kalmanın ötesine geçilerek tarafları anlamaya, ortak bir aklı, kültürü ve tarihi, başka bir deyişle "medeniyet hafızasını" hatırlatmaya da odaklanılmaktadır.
Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada daha güvenli, daha aydınlık ve daha müreffeh yarınlara kavuşmak hedefiyle Milli İstihbarat Teşkilatı, bir asra yaklaşan kurumsal kimliği, yüzlerce yıllık devlet geleneği ve engin medeniyet hafızasıyla devletimizin bekası ile milletimizin barış ve huzuru için çalışmalarını titiz, özverili ve kararlı bir şekilde devam ettirecektir."
Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı
6 Ocak 2026
***
ANTALYA DİPLOMASİ FORMU 2026
"Türkiye barışın anahtarıdır."
Recep Tayyip Erdoğan
Cumhurbaşkanı
***
- Hakan Fidan'ın Antalya Diplomasi Forumu konuşmasından hayati önemi haiz bazı başlıklar;
"Kriz haritasının neredeyse tamamında güven temelinde konuşabilen ender ülkelerinden biri Türkiye'dir. Artık bölgemizin savaşlara tahammülü kalmamıştır.
Türkiye olarak dış politikayı dar çerçevelere hapsolmadan, diplomasiyi barışın anahtarı gören anlayışla sürdürmeye devam edeceğiz. Diplomasinin tüm imkanlarından istifade ederek iş birliğini çeşitlendirmeyi ve dostluk köprülerini çoğaltmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Belirsizliklerin ve çoklu krizlerin uluslararası sistemin baskın karakteri haline geldiği, diyaloğun yerini kutuplaşmanın almaya başladığı böylesine çetin bir dönemde ADF, dünyada eşine az rastlanır bir umut, diyalog ve çözüm zeminine dönüşmüştür. Kritik başlıklarda güven inşa etmeye, tarafları birbirine yaklaştırmaya ve gerektiğinde arabulucu rolü üstlenmeye aynı azimle devam edeceğiz. Türkiye'nin diplomasi alanındaki bu çekim gücü, önümüzdeki dönemde de artan bir büyümeyle inşallah devam edecek.
Çok ciddi siyasi krizler var, çatışmalar var. Biliyorsunuz bu çatışmaların sönümlendirilmesi için de neler yapılabilir? Biz, İsrail gibi değiliz. İsrail'i söylediğiniz gibi. Onlar, biliyorsunuz, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular. Biz, onların yaptığını yapmıyoruz. 'Biz, bölgenizdeki çatışmaları nasıl söndürürüz, ekonomik ilerlemeyi nasıl sağlarız, istikrarı nasıl hayata geçiririz?', onun arayışı içerisindeyiz. Biz, şunu gördük, eğer dışarıdan yardım beklemeye, kurtarıcı beklemeye devam ederse bu bölge, ilanihaye bu sorunlarla baş başa kalmaya devam edecek. Onun için akıllı aktörler, hikmetle geçmişten ders çıkartarak geleceklerine yön verirler.
Bölge ülkelerinin birbirleri hakkındaki güveni zedeleyen, çatışmaları artıran, yoksulluğu, geri kalmışlığı getiren bütün denklemleri ortadan kaldırmak için hep beraber bir araya geliyoruz, arayış içerisindeyiz.
Dış politikada vizyonumuzda, bir bölge için neyi istiyorsak diğer bölgeler için de aynı şeyi istiyoruz. Her yerde barışı, istikrarı önceleyen bir duruşumuz var ki bunun üzerine kalkınmayı, refahı inşa edebilelim. Özellikle çatışmaların sonlandırılması ve Ulus devletlerin güvenlik sorunlarına, özellikle terörle mücadelede verebileceğimiz desteği verilmesi yönünde bir stratejimiz var bizim; iki ayaklı gidiyoruz, ekonomik, ticari kalkınma, teknik iş birliği; bunların hepsi var zaten ama stratejik olarak çatışmaların sönümlendirilmesi ve terörle mücadele; bu iki istikrarsızlık kaynağını özellikle çalışıyoruz. Bu noktada çok metodolojik gidiyoruz, ciddi tespitlerimiz, çalışmalarımız var. Dünyanın her yeri radarımızda ve bölge ülkeleri arasındaki ihtilafları çözme noktasında hassasiyetle çalışıyoruz. Çatışmaların çözümüne yönelik tecrübelerimizi herkesin menfaatine olacak şekilde kullanıyoruz. Biz her yerde çatışma olmayışının, barışın olduğu bir anın getirdiği nimetlerin her bölgede etkilerini görüyoruz.
Uzun zamandır görmediğimiz, özlem içerisinde olduğumuz, bölge liderlerinin bölgesel sahiplenmeyle bir araya gelmeleri, sorunlarını çözme gayreti göstermeleri, profesyonel bir şekilde işlerini halletmeleri, barışın, istikrarın, birbirine saygı duymanın esas olduğu bir düzenin ortaya çıkması için bu ülkelerin bu şekilde yakından iş birliğine samimi olmalarına ihtiyaç var. Millet adına kullandıkları iradeyi bir araya gelerek kardeşlik düzeyinde olumlu dayanışma içerisinde olmaları dünyaya örnek bir mesaj vermektedir.
Liderlerimiz bir araya geldiği zaman konuştukları, bağlantısallığı nasıl ileri götürebiliriz, enerji güvenliği, ortak projeler, sağlık, ulaştırma vs. daha iyi kalkınma üzerinedir. Onların savaştan, yıkımdan, işgalden, yayılmacılıktan, terörü beslemekten söz ettiği yok. Bu, bölge ülkelerinin, liderlerinin ortaya koyduğu örnek bir davranıştır ve Türkiye bu konuda fevkalade önemli öncü bir rol oynuyor. Fakat bazı aktörler bölgemizin makus talihinin değişmesini istemiyorlar. Sürekli çatışmaların, yıkımın, gözyaşının hâkim olduğu ve bu tablodan kurtulamadığı bir coğrafya olmasını arzu eden aktörler de var. Onların oyununun da farkındayız ama çok şükür bölge ülkeleri bir araya geldikleri zaman bu makus talihi yırtıp atarak, kendi barışlarını, kalkınmalarını, refahlarını önceleyen projelerini hayata geçirecek irade ve güce sahipler.
Suriye son birkaç aylık kriz dahilinde dikkat ederseniz, istikrar ve sükûnet içerisinde kalan ender ülkelerden biri oldu. Hiçbir çatışmanın tarafında yer almadı, hiçbir ülkeye tehdit olmadı, sadece kendi yaralarını sarma, halkın ihtiyacını giderme konusundaki çabalarını artırma gayreti gösterdi. Bu tam da gerek Cumhurbaşkanımızın gerek bölgedeki diğer liderlerin Suriye'den beklediği örnek davranıştı. Biz hem Suriye'nin hem bölgenin menfaatini açıkçası bu stratejinin devam ettirilmesinde görüyoruz. Bu, istikrara, barışa, kalkınmaya yol açan bir stratejidir. Onun için Sayın Şara'nın yönetiminde ortaya konan uygulamaların hem barışa hem kalkınmaya hizmet ediyor olması bölge güvenliği açısından da fevkalade önemlidir.
Bizler dünya genelindeki çatışmaları, ihtilafları bitirmek için gerek liderler düzeyinde gerek teknik anlamda her türlü ev sahipliğine bugüne kadar olduğu gibi bugün de buna hazırız. Bu noktada her nerede olursa olsun, gösterilen bütün çabaları destekliyoruz; yeter ki barış gelsin. İyilik sadece bizim elimizle gelmek zorunda değil, başkasının eliyle de gelse iyilik iyiliktir ve saygıya değerdir, her türlü desteği vermeye hazırız, yeter ki barış gelsin.”
Dışişleri Bakanı
Not: Hakan Fidan Antalya Diplomasi Formu kapanış gününde gençlerle buluştu ve “Coğrafya kader midir?” sorusunu, çantasından çıkardığı harita üzerinde bölgede filizlenen yeni projeleri anlatarak, azmedilirse eğer makus talihin değişerek coğrafyamızın kaderinin mukadder olmayacağını ortaya koydu.
***
"Türkiye-Suriye ortaklığı dünyaya yön verebilir."
Ahmed ŞaraSuriye Cumhurbaşkanı
https://antalyadf.org
***
"Bizi dünya üzerinde uyaracak, durduracak tek bir ülke yoktur!"
Hakan Fidan
19 Kasım 2024
***
Nizam uhulet ve suhuletten geçer!
Nizam için yaşar, Nizam için ölürüz!
Din-ü Devlet Mülk-ü Millet
- Din: Devlet
- Millet: Yönetim Biçimi
- Millet-i İbrahim: Hanif, halim, sadık, sorgulayıcı, düşündürücü, ıslah ve mutmain eden yönetim biçimi; siyaseti... Halil İbrahim sofrası...
- Makam-ı İbrahim: Güvenlikli Ana Yönetim Merkezi, Net delillerin sunulduğu eman makamı. Toplumun/insanların Musalli Statüsü edindikleri makam...
- Mescid: Devletlerin Yönetim Merkezi/Külliye...
- Arş: Yönetim yetkisinin kullanıldığı kuvvetli makam...
- İslam: İman etsin etmesin, herkesin selam/barış, huzur, güven içinde yaşadığı, Hanif Millet-i İbrahim siyasetiyle yönetildiği Din/Devlet. "İslam Paktı", "İslam Birleşik Devletleri"
- Beşer: Siyasi kişilik, yönetim statüsü olan
- Melik: Baş Krallık, Cumhurbaşkanı
- Halife/ler: Dünya Lideri/Liderleri, Yeryüzü/Arz'ın Kuvvetli İktidarları
- Ard’a Halife kılınmak = Yeryüzünün Hâkim Yönetimi olmak (Dünya Lideri olmak)
- Ard’ın Halifeleri kılınmak = Yeryüzünün Hâkim Yönetiminin bir parçası olmak
- Adem’in halife kılındığı gibi, Ad’ın halife kılındığı gibi, Semud’un halife kılındığı gibi, Davud da Ard’a Halife kılınmıştı. Davud Hanedanlığı Dünya Lideri olmuştur.
- Davud: Ard’ın yeni Halife’si (Davud Hanedanlığının-19. Hanedanlığın- kurucusu) olarak MLK makamına çıkmıştır.
- Süleyman: Davud’a (babasına) varis olarak MLK olmuştur.
- Yusuf: Arş’a çıktığında MLK statüsüne erişmiştir (12. Hanedanlığın kurucusu)
- Kitab Ehli: Yönetici Sınıfı
- Kitab Verilenler: Kendilerine Yönetim Verilenler
- Kavm: Yönetici Kadrolar
- Kabile-Şube: Etnik topluluk, Aşiret, Boy
- Mele: İleri gelenler
- İns/an: İnsan/statüsü olmayan
- Nas: Halk/Toplum
- Şeriat: Kanun
Dinde/Devlette şeriat/kanun edindi.
Her millet bir dindir/devlettir, her din/devlet Millet-i İbrahim değildir.
- Allah indinde din İslam’dır. 3/9
Milletin aslı tekrar barındırır. Tekrar tekrar gidip gelindiği için işlek yola "tarîgun melîlun" denir.
Melel: Bir şeyin nefse bıkkınlık verecek şekilde tekrar edilmesi.
Felaketler karşısında birbirini koruyan topluluğun davranış biçimi...
Hâl-i pür melâl...
Melile: humma/lı çalışma...
Melle: ocak, sıcak kül.. et vs. pişinceye kadar uzun süre ocağa gömülmesi...
- "Ve men yergabu an milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh" 2/130
Kim Millet-i İbrahim'den/onun yeryüzünde oluşturduğu şahitlikten, sistemden, dünya tasavvurundan başka şeylere rağbet ederse, ondan daha sefih kimse yoktur! Öyle ki Allah İbrahim'i bu dünya için bozulması imkânsız bir mesajla/sistemle/vazifeyle seçti/seçkin kıldı, sağlamlaştırdı.
- "Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ, fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh, zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn" Rûm/30
Bu yaşam biçiminde toplumun kahir ekseriyeti birr/leşir. Çünkü toplum, kabul edilebilir olduğu ve herkesin güvenliğini esas aldığı için marufu önceler; yine herkes için tehlike oluşturduğu için münkeri nehyeder!
Peki; din devlet ise, "İbrahim Milleti-16/123" ve “İbrahim Makamı-2/125” deyince ne anlıyoruz?
Kur'an'daki "millet" kavramı din olarak çevrilmiş; benim kanaatim öyle değil... Allah din dememiş millet demiş; peki neden din diye çevriliyor? Çünkü anlamakta zorluk çekiyorlar!
Çünkü dine sistemsel bakmıyorlar!
Dine sistemsel bakmadıkları için İslam anlaşılmıyor!
İslam anlaşılmayınca yerine din/darlık icat ediliyor!
Peki din ve millet nedir?
Bakınız dinin Kur'an'daki anlamına dair bir ip ucu olabilecek, yine bize ait şu söz aynı zamanda milleti de izah ediyor;
"Din-ü Devlet Mülk-ü Millet;
Dâim olsun Devlet-i Ebed Müddet!"
Bu söz aslında meseleyi çok iyi izah etmektedir. Din/Devletken, Mülk/Millet ise o devletin işleyişidir. Bu işleyişte Allah Hz. İbrahim’i şahitlik olarak gösteriyor ve daha geniş anlamda da Mescid-i Haram’daki makama ve yönetim merkezine dikkat çekiyor.
Peki neden Millet-i İbrahim?
Çünkü Hz. İbrahim iman edenlerin/yönetici kadroların atası ve o atanın en belirgin özelliği çok çeşitli insan unsurunu muhatap almasıdır. Öyle ki bu durum kültürlerde “Halil İbrahim Sofrası” olarak dahi nam salmış. Tabi bütün bunların ötesinde Kur’an’daki Hz. İbrahim’e dair mesajlar dikkatle incelendiğinde de meselenin nasıl muazzam bir işleyişe tabi olduğu görülecektir.
Çoğunluğun tahakkümü olan mevcut demokrasi aşan ki aslında kıyası bile yapılmaz, bir yönetim biçimi teklif etmektedir Kur’an ve bu yönetime toplumun kahir ekseriyeti rıza gösterecektir zira toplum buna meyilli yaratılmıştır. Kur’an bunu “emr/maruf-nehy/münker” olarak kodlamaktadır ama tabi bu da din/darlık bağlamında anlaşılıp asıl fonksiyonu örtbas edildiği için işlerliği durdurulmuş.
Millet-i İbrahim’in bir felsefesi vardır. İbrahim-i Millet’in İbrahim ismi ile anılması, İbrahim-i Millet’in, yani İbrahim-i Yönetim siyasetinin, İbrahim’in felsefesi ile ilgili olabileceğine işaret ediyor. İbrahim’in Nuh’un “grubundan” olması, İbrahim-i felsefenin, Nuh’un felsefesinin derinleşmiş bir versiyonu olabileceğini düşündürüyor. Firavun bile felsefeci olabilir ki kendi bakış açısıyla akıl yürüttüğünü ve onunla rehberlik ettiğini (40/29) söylemiş.
İslam Birleşmiş Devletlerinin yönetim modeli Millet-i İbrahim’dir. Bu devletin yönetim biçimine işlerlik kazandıracak olanlar ise müminlerdir.
Kur’an’da “millete ibrâhîme hanîfâ” vurgusunun geçtiği (2/135; 3/67; 3/95; 6/79; 6/161; 10/105; 16/120-123; 22/31; 22/78; 4/125; 98/5; 30/30) ayetlerin kahir ekseriyetinde şirke vurgu yapılmaktadır zira Allah indinde tek makbul din/devlet olan İslam Dini/Devleti öncülüğündeki Barış Paktının yönetim biçimi olan Millet-i İbrahim’in dışındaki tüm yönetim biçimleri şirk/et/ler olarak görülmektedir.
Yukarıdaki ayetleri buraya alarak yazıyı daha fazla uzatmak istemedim zira o ayetler konu bütünlüğü dahilinde geçtiği pasajları tümüyle tetkik/tertil etmek gerekir ki bu muhataplarına da mubin/anlaşılır bir biçimde tilavet edilebilsin.
“Millet” kavramının meallerdeki gibi “din” olmayıp “yönetim biçimi” olduğuna dair açıklayıcı bir ayete dikkat çekmek istiyorum;
- “innî terektu millete kavmin lâ yu’minûne billâhi ve hum bil âhiretihum kâfirûn Vetteba’tu millete âbâî ibrâhîme ve ishâka ve ya’kûb” Yusuf/37-38
- Ben Allah’a iman etmeyip ahireti örtbas eden bir kavmin/yöneticilerin milletini/yönetim biçimini terk ettim ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un milletine/yönetim biçimine tabi oldum. (Yusuf/37-38’den mülhem)
İbrahimi Türk Devlet Aklı
Kur’an’da “mümin” kavramı;
Kur'an'da bu kökten türetilmiş kelimeler toplamda 879 kez geçiyor.
Elif-Mim-Nun ا م ن
güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek, korkusuz olmak; inanmak, kabul etmek, onaylamak, tasdik etmek, gönülden benimsemek. korku ve endişeden emin kılmak. güvenlik, emniyet, selamet, güven durumu, güven, emanet; kalpte, zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik, emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek;
îmân: Başkalarına güven vermek, güven içinde olmak.
mümin: Güven içinde emin olan; hem de kendisi başkalarına güven veren. Başkalarını korku ve endişeden emin kılan, onların güvenli olmalarını sağlayan.
El-Mümin: başkalarının güvenli olmasını sağlayan, vaadine güvenilen Allah’a ait sıfat.
Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
İbr/Aram āmēn אָמֵן emin ve sadık olma, amin deme (Kur’an Kök Haritası)
- Muhakkak ki müminler iflah oldular! Çünkü onlar salatlarında huşu/dinginlik içindedirler ve gürültüden ibaret olan boş şeylerden yüz çevirirler! Zekâtın/arınmanın faalidirler! (Mu'minūn/1-4’ten mülhem)
- İman edip imanlarını zulümle giydirmeyenlerdir güven içinde yaşanılabilir bir hayata/hidayete sahip olanlar! (En’am/82’den mülhem)
- Ey iman edenler; müminleri bırakıp, hakikati örtbas edenlerin velayetine girmeyin! Allah’a kendi aleyhinize olacak açık bir delil mi vermek istiyorsunuz! Muhakkak ki münafıklar ateşin en esfel tabakasındadır ve onlar için asla bir yardımcı bulamazsın! Ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve Allah’a sığınanlar hariç ki onlar dinlerini yalnız Allah’a has kılarlar. İşte onlar müminlerle beraberdir. Yakında Allah müminlere muazzam bir ecir de verecektir. (Nisa/144-146’dan mülhem)
- Ey iman edenler; sizden kim dininden dönerse, yakında bir topluluk getirir ki Allah onlara muhabbet eder, onlar da Allah’a muhabbet duyar. Müminlere karşı zelil/yüzü yerde, hakikati örtbas edenlere karşı ise izzet sahibidirler. Onlar Allah yolunda cehdederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu durum Allah’ın bir faziletidir ve onu neticeye elde edeceklere verir; Allah neyi nasıl genişleteceğini bilir. (Maide/54’ten mülhem)
- Onlar ki iman ederek Allah yolunda hicret edip cehdettiler. Onlar ki yeri geldi barınak olarak yardımcı oldular. İşte hakiki mümin onlardır ki onlara mağfiret ve kerim rızıklar vardır. (Enfal/74’ten mülhem)
- Firavun ailesinden imanına dair ketum olup ayakları yere basan/etkin/yetkin ve yetkili kişi dedi ki; ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için mi yetkin/yetkili bir adamı öldüreceksiniz? Oysa o size katiyetle Rabbinizden bir beyyine/anlaşılır kanıtla gelmiştir. Kaldı ki o yalancı ise kendi aleyhine olacaktır bu ama söylediklerinde sadık/doğru ise vadettiklerinin bazıları size isabet edebilir, iddiaları gerçekleşebilir ki zaten Allah yalancı müsriflere muhabbet beslemez, yeşermesi için onları yaşanılabilir bir hayata/hidayete eriştirmez! (Mu’min/28’ten mülhem)
İslam/müslim ile ilgili bazı ayetler;
- Allah sizi esenlik/selamet yurdunda birlikteliğe davet eder ve dünyayı da bu minvalde inşa etmenizi ister; Allah hiç sizi esenliğe/selamete davet edip de aksi şeyle mükellef kılar mı? O sebeple bu istikamet üzere olanları/tam kıvamında bir yaşam sürenleri ancak yaşanılabilir hayata/hidayete eriştirir. İşlerini başkalarının etkisiyle değil de Allah'ın gördüğü şuuruyla yapanlara ziyadesiyle ihsan vardır. Bundan dolayı onların veçhelerini, yüzlerini/itibarlarını; rağbet ettikleri mihenklerini katran bürümez, ön görüleri açıktır/muhakemeleri kapanmaz ve bundan dolayı da zillete düşmezler! İşte bunlar cennet ashabıdırlar ve onlar orada kalıcıdırlar. Kötülük kesbedip bunu iş tutuş tarzı olarak benimseyenlere gelince; onların karşılığı da misli kadardır ve fakat onları tümüyle zillet bürür/zelil bir yaşam sürerler ve onların ismetini Allah'tan ve O'nun yaşam biçimine uymaktan başka bir şey kurtaramaz! Onların vecheleri/yüzleri, itibarları, rağbetleri öyle bir inkıtaa uğramıştır ki, gecenin en karanlık anı gibi zifiri haldedir. İşte bunlar da nârın ashabıdırlar ve onlar da orada kalıcıdırlar! (Yunus/25-27'den mülhem)
- Ey iman edenler; Allah’ın yolunda sarsıldığınızda daha bir anlayışlı olun ve size selam verene/barış isteyenle karşılaştığınızda, dünya hayatını arzularınıza sunarak “mümin değilsin” demeyin zira Allah indinde çok ganimet vardır. Kaldı ki siz de onlar gibiydiniz ama Allah sizi (imanla) memnun etti. O halde anlayışlın olun ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Nisa’94’ten mülhem)
- Sonra denildi ki Nuh’a; selam/barışı sağla habitatındaki biz bereketlendireceğiz. Sana ve üzerinde olduğun ümmetlere ve seninle birlikte olan ümmetlere meta/geçimlik vereceğiz, sonra da onları bizden elim bir azap mesh edecektir! (Hud/48’den mülhem)
- De ki; o inzal etti, Ruhu’l-Kudüs Rabbinden hak olarak, iman edenleri, yönetimde sebatlı kılmak ve yönetilen Müslimlere (İslam/Barış Paktındakilere) de yaşanılabilir bir hayatı/hidayeti müjdelemek için… (Nahl/102’den mülhem)
- Saba Melike’si gelinde ona dendi ki; senin arşın/yönetimin böyle miydi? Dedi ki; tıpkı o ki hatta bize daha önce de bunun ilmi gelmişti ve biz de müslim/barış paktında olmuştuk. (Neml/42’den mülhem)
- Kendilerine Kitap/yönetim yetkisi verdiklerimiz buna da iman ederler. Kendilerine tilavet edildiğinde/ulaştığında, ‘ona iman ettik’ derler, kesinlikle o Rabbimizden haktır. Zaten biz önce de Müslimlerden/İslam/Barış Paktındaydık. (Kasas/52-53’ten mülhem)
Selamet sözü veriyor rahim olan Rabbin!
• Selâlamun âlâ nûhın fil âlemin (37/79)
• Selâmun âlâ İbrahim (37/109)
• Selâmun âlâ musa ve hârun (37/120)
• Selâmun âlâ ilyasin (37/130)
• Ve selâmun âlâ murselin (37/181)
Yukarıdakiler “slm” kökünden gelen ayetlerin sadece bir kısmıdır. Aslında benim de itibar ettiğim görüşe göre Arapçada kelime kökünün iki harften oluştuğunu dikkate alır, salat ve salih/ıslah kavramlarını da aynı anlam dünyasına ilave edersek, Kur’an’ın ve dahi İslam Dininin/devletinin/barış paktının toplumsal değerleri ikame eden/dik tutup ayağa düşürmeyen ve en nihayet bunun bir neticesi olarak da yine salih amel/işleyişle birlikte sıkça vurgulanan zekât/arınma/temizlenme/temiz kalmanın hayati önemi haiz yollarına erişebilir/rüşdü ispat edebiliriz.
Allah'ın Kur'an'da İnsanı İkna Yöntemi
Bu kanaatler çerçevesinde Mümin, Müslim, Din ve Milleti tanımlarsak;
- Mümin; kendilerine yönetim yetkisi verilmiş olanlar
- Müslim; iman etsin etmesin barış paktı/şemsiyesi altında birlikte yaşamayı seçmiş olanlar
- Din; her kişinin/toplumun tercihli yolu bağlamında oluşturduğu devletken;
- Millet; oluşturulan devletlerin yönetim biçimi, mülkün adaletle (tersi zulüm) yönetimini temsil etmektedir.
- İslam; iman etsin etmesin her görüşten insanın barış, güven, huzur ve sükûnet içinde yaşadığı selam birliği/paktıdır. Bu birlikten ayrılıp başka yönetimler kurmak veya tabi olmak Kur’an’da şirk olarak görülmektedir.
MEAAD
- “Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fîl ardı ve nec’alehum eimmeten ve nec’alehumul vârisîn” Kasas/5
- Ve murad ediyorduk ki; kendilerini müdafaa etmede yetersiz kalanları memnun edelim ve onları üretici, koruyucu, merhametli, yönlendirici, yönetici öncüler yaparak arz’ın/yeryüzünün varisleri kılalım. (Mülhem)
- "İnnellezî farada aleykel kur’âne le râdduke ilâ meǎād" Kasas/85
- Muhakkak ki; Kur’an'ı sana farz kıldı; ki son radde meǎād'dir. (Mülhem)
- Millet: Daha çok bir topluluk kimliği (örneğin “İbrahim milleti”) ve yazılı/dinî düzen anlamı taşıyor.
- Ma’at: Daha çok kozmik-ahlaki ilke; devlet yönetimiyle birlikte evrensel düzeni de kapsıyor.
- Yani “Millet” sosyal-dinî odaklı, “Ma’at” kozmik-siyasal odaklı.
GENEL ÖZET
2023-2026
SELAM YURDUNA KAPIDAN GİRİŞ MANİFESTOSU
- Türkiye: Terörsüz Türkiye ile sükûnet + Toplumsal Sözleşme
- Bölge: Komşularla güvene dayalı iş birliği, askeri ve ekonomik kalkınma, kaosun bitmesi
- Dünya: Düşmanlık yapmayan herkesle iyi ilişki
- Maruf: Toplumun geneli tarafından kabul edilebilir, sürdürülebilir, iyileştiren, sağlıklı kılan.
- Münker: Genel düzeni bozan, ifsada sebep olan, yaşanması imkânsız sefalet.
Hakan Çandır
Mayıs 2026
Güncel Meseleler
Tom Barrack: MÜŞFİK MONARŞİLER
Barrack, “Antidemokratik olduğu gerekçesiyle bu sözlerimden dolayı yine eleştiri alacağım” dedi ve…
Barrack, böyle not düşerek konuştu: “Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. İşe yarayan tek şey de güçlü liderlik rejimleri."
Serbestiyet 17.04.2026
Barrack’ın konuşmasından bir bölüm şöyle:
“Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. Eğer güç göstermezseniz, zayıflık gösterirseniz, savunmada kalırsınız. Suriye bunun iyi bir örneği. Suriye neden işliyor? Çünkü güçlü, kararlı ve cesur bir lider var. İnsanlar geçmişte onunla aynı fikirde olmayabilir ama onu bir yere doğru liderlik ederken görüyorlar.
Körfez örneğine bakacak olursak; bu ülkelerin oldukça başarılı olduklarını ve buradaki müşfik monarşilerin sonuç verdiğini görürüz. Eğer bölgeyi incelerseniz ki antidemokratik olduğu gerekçesiyle bu sözlerimden dolayı muhtemelen yine eleştiri alacağım, işe yarayan tek şeyin, altını çiziyorum ‘tek’ şeyin, bu güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz. Ya müşfik monarşiler ya da bir nevi monarşik cumhuriyetler…
Bunun dışındaki her şey, yani o ‘Arap Baharı’ süreci, sadece sönümlendi ve yok olup gitti. Demokrasi ya da insan hakları adına müdahale ettiğimiz ülkeler ise hüsrana uğradı. Günün sonunda refah; İsrail’in, çıkarlarını Körfez’le ve bu köklü medeniyetlerle ki Suriye dünyanın en eski medeniyetlerinden biridir, ortak bir paydada buluşturmasından geçiyor.”
https://serbestiyet.com/haberler/barrack-antidemokratik-oldugu-gerekcesiyle-bu-sozlerimden-dolayi-yine-elestiri-alacagim-dedi-ve-237902/
YORUMLU/YORUM: Son 1 yıldır, sistem, yönetim biçimine dair düşüncelerimi gözden geçirerek vahiyden mülhem “Selam Yurdu” tasavvuru oluşturma gayreti içine girdiğimi belirtmek isterim.
Bu minvalde Batı’nın tabiriyle Monarşi/Krallık, Kur'an'ın farklı muhtevaya sahip tabiriyle Melik, sultan/güç sahibi yönetim şeklini yeniden düşünmeliyiz demiş ve bunu da Melik Davut ile varisi Melik Süleyman’ın yönetim biçimiyle kıyaslamıştım.
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Ricali de beni takip ediyor belli ki! Ben "Selam Yurdu" dedim, akabinde Devlet Ricalinin söylemlerine girdi bu niteleme...
Ben Kur'an'ın Meliklik sistemini/yönetim biçimini yeniden düşünce konusu yapmalıyız dedim, Antalya Diplomasi Forumunda Tom Barrack "müşfik monarşi" ifadesini kullandı. Barrack da beni takip ediyor olmalı.
Meselenin şaka kısmı bir yana; asıl muhataplarımızın Türk Devlet Ricaliyle birlikte ABD Büyükelçisi/Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve muadilleri olduğu anlaşıldı. Çünkü Kur’an'ın muhatapları onlar.
Lakin bu terslikte bir iş var sanki... Tom Barrack'a tepki verenler Kemalist/Laik/Sekülerlerin sesi yüksek çıkan azılı elebaşlarıyken, benzer ifadeleri kullandığım için bana tepki verenler ise Kur’an'a sistemsel/yönetimsel bakamayan din/darlar... evet sanırım bu terslikte bir iş var! Daha ötesi bu meseleye ne İslamcılar ne de muhafazakârlar hiç değinmedi, yazmadı. Neden acaba? Belki içine doğdukları sistemleri içselleştirmelerinden dolayı vahiyden mülhem bir sistem/yönetim biçimine dair fikirleri oluşmamış olabilir.
Tom Barrack’ın sözlerine yoğun tepki verenlerin/muhalefetin ısrarına rağmen, Devlet Ricali bu meseleye hiç değinmedi. Daha manidar olanı ise daha önce Büyükelçinin bazı sözlerine yanıt veren Devlet Bahçeli bu defa sessiz kaldı. Neden acaba? Türkiye’nin yeni siyasi paradigmasının farkında olanlar bu durumu daha iyi okuyacaktır.
Bence Tom Barrcak’a Kur’an’ı tilavet etsek daha sağlıklı anlayabilir! Ne de olsa yönetici; bu özelliği Kur’an’ı anlamasını kolaylaştıracaktır. Bu bile Kur’an’ın muhataplarının halk olmadığına delil teşkil edebilir!
Evet; mesele elbette uzun ve derin bir muhteva ile düşünce konusu yapılmayı hak ediyor. Doğal beklenti vâkıf olunan bu meseleyi düşünce konusu yapabilecek yetkinliğe de sahip olmamızdır. İnşallah anlayıp etraflıca yorumlayabilme ve uzun zamandır içinde bulunduğumuz sıkışmışlıktan bir rüşd/çıkış yolu üretebilmeyi başarabiliriz. Zira gerek ülkemiz gerekse dünya, vahiyden mülhem Hür İradenin yoksunluğunda üretilmiş özgürlüklerin hezeyanlarında telef oluyor.
YORUMLU/YORUM: Hatırlayın; ne demişti Hakan Fidan, "Bizi dünya üzerinde uyaracak, durduracak tek bir ülke yoktur." sadece Tom Barrack değil, İsrail dahil tüm dünya bunun farkında ama halen daha içeride son derece yanlış ve şuursuz kıyaslamayla İsrail'in askeri olarak hedefinin Türkiye olduğundan dem vurarak analiz kasanlar mevcut... oysa Türkiye doğrudan hedeften ziyade, zaten bütün bilgiyi/teknolojiyi ellerinde bulunduran ve bununla istedikleri tahakkümü kurabilen ifsat edicilerin ekonomik, sosyolojik, psikolojik, enformatik olarak dolaylı olarak hedeflenebilir ki zaten bu durumun sıkıntısını yaşamaktayız epeydir ama buna rağmen Türkiye üzerindeki iç ve dış tahakkümleri büyük oranda kırmış ve etkisizleştirmeyi başarabilmiştir.
17 Nisan 2026
REŞİT TÜRKİYE
****
"ONLAR ve ÇOCUKLARI"
- Eğer; bir mesele size rağmen, hakikate mugayir bir şekilde gelişiyor ve siz buna engel olamıyorsanız, meseleye dahil olur ve YÖNETİRSİNİZ.
****
Suriye Devlet Başkanı Şara,
Stratejik Açıdan Körleşen Avrupa Birliği Liderlerine Vizyon Çizdi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Avrupa Birliği (AB) liderleri ile bölgesel ortakların Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) başkenti Lefkoşa’da gerçekleştirdiği toplantının, geleneksel iş birliği çerçevelerini aşan yeni bir jeopolitik gerçekliği pekiştirdiğini belirtti. Şara, söz konusu sürecin siyasi ve stratejik bir olgunluk anını temsil ettiğini ifade etti.
Şara, Lefkoşa’da düzenlenen AB ve bölgesel ortaklar gayriresmi toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Ortak Akdeniz kıyısında bulunmak, Avrupa kıtasının güvenliği ile bölgenin istikrarının bölünemez bir jeopolitik denge oluşturduğunu teyit etmektedir. Bu durum, ortaklık ruhu ve kolektif sorumlulukla hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır” dedi.
Bölgedeki risklere dikkat çeken Şara, “Bu sorumluluğun ağırlığı, bugün bölge halklarının güvenliğini ve toplumsal yapısını etkileyen ciddi tehditler karşısında daha da belirgin hale gelmektedir. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ticaret açısından büyük bir risk teşkil etmektedir. Bu da bizi, bölgemizin içinden yeni bir strateji geliştirmeyi gerektiren tarihî dönüm noktasıyla karşı karşıya bırakmaktadır” ifadelerini kullandı.
Avrupa ile Suriye arasındaki karşılıklı ihtiyaca değinen Şara, “Avrupa-Arap-Akdeniz ortaklığı, enerji akışlarının sürdürülebilirliği ve küresel tedarik güvenliğinin sağlanması açısından kaçınılmaz bir yol ve güvenli bir liman haline gelmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
Şara, İsrail’in Suriye’nin egemenliğine yönelik ihlallerine de değinerek, uluslararası toplumun sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı. İsrail’in kara operasyonları ve hava saldırılarının 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirten Şara, bu saldırıların yalnızca güvenliği değil, yeniden inşa sürecini de hedef aldığını söyledi.
Şara, “Avrupalı ortakların Suriye’nin güvenliği ve istikrarına bağlılığı, İsrail’i saldırıları derhâl durdurmaya zorlayacak kararlı bir duruş gerektirir. Çünkü bugün başlatılan sürecin korunması, üzerinde yükseldiği toprağın korunmasıyla başlar” dedi.
Suriye’nin geçmişte farklı aktörlerin çatışma alanı olduğunu hatırlatan Şara, ülkesinin artık bir “güven köprüsü” olmayı hedeflediğini belirterek, “Coğrafya kaderimiz, ortaklık ise tercihimizdir. Bu doğrultuda, Akdeniz ve Körfez’deki ortaklarımızın hizmetine sunduğumuz ‘Dört Deniz Girişimi’ ve ‘Dokuz Koridor’, Suriye’yi Orta Asya ve Körfez’i Avrupa’nın merkezine bağlayan alternatif ve güvenli bir hat haline getirmektedir” ifadelerini kullandı.
Lefkoşa temaslarının ardından elde edilen ilerlemeye de değinen Şara, 11 Mayıs’ta Brüksel’de düzenlenecek toplantıya işaret ederek, “Bugün elde ettiğimiz ilerleme, Brüksel’de gerçekleştirilecek üst düzey Suriye-Avrupa siyasi diyaloğunun güçlü bir başlangıcı. Önümüzde yoğun geçecek 17 gün bulunuyor. Bu süreçte Suriye’nin, Avrupa’nın geleceğinin inşasına katkı sunan stratejik bir ortak olarak konumunu pekiştirmek için kararlılıkla çalışacağız” dedi.
Toplantıya, GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın davetiyle katılan Şara, konuşmasında bölgesel istikrarın güçlendirilmesi ve ortak tehditlerle mücadele için uluslararası koordinasyonun artırılması gerektiğini vurguladı.
https://www.sde.org.tr/ortadogu/suriye-devlet-baskani-sara-stratejik-acidan-korlesen-avrupa-birligi-liderlerine-vizyon-cizdi-haberi-64456
****
***
AK PARTİ’NİN ÇEYREK ASRI
- Erdoğan su içse yarıyor: (2003-2013) toplumsallaşma
- Erdoğan su içse yaramıyor: (2013-2023) zorlu geçiş süreci ve yeni paradigma ihtiyacının doğması
- Tekrar Erdoğan su içse yarıyor: (2023-2033) yeni siyasi paradigmaya geçiş
Hakan Çandır
Mayıs 2026
***
GÜNCELE DAİR
- “Allah İbrahim’e yönetim yetkisi verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı gördün mü?” [Bakara 258’den mülhem]
Mayıs 2026
Meta AI: Okudum Hakan Bey.
Yazdıklarınızda iki ana damar var:
STK’dan akademiye kadar çoğu yapının “yeni siyasi paradigmayı” vaka değil vakıa düzeyinde okuyamadığını söylüyorsunuz. Pasif eyleyiş, ezber, konfor alanı. Soğuk Savaş refleksleriyle bugünü yorumlamaya çalışmak. Bu yüzden devletin hızına yetişemiyorlar, bırakın 10 adım önde olmayı.
Çözümü müzmin muhalif/taraftar ikiliğine düşmeyen, hakikat arayışını merkeze alan, usûlden değil esastan konuşabilen bir zihin kadrosunda görüyorsunuz. Bakara 258’e atıfla: Mülk/yönetim yetkisi tartışması bugün de sürüyor. Fark şu: O gün muhataplar bilinçliydi, bugün çoğu meseleye vakıf değil.
“Devletten on adım önde yürümek olmasa bile en azından senkronize hareket edebilmek, kervanlar göçüp giderken dağlar başında kalmaktan kurtaracaktır.”
“Devlet ne yaptığının farkındadır” önermesi, devletin homojen bir akıl olduğu varsayımına dayanıyor. Halbuki devlet de kendi içinde farklı damarları, refleksleri, ataletleri barındırır. Fıtrata uygun hareket etme iradesi ile bürokratik refleksler her zaman örtüşmez. Senkron dediğiniz şey belki de o iradeyi ayıklayıp onunla hizalanmaktır.
- “Devletle senkronize hareket” derken kastınız nedir? Eleştirel destek mi, istişari akıl mı, doğrudan kadrolaşma mı?
- Yeni Siyasi Paradigma’nın 3 temel ayağını siz nasıl tarif edersiniz? Somut kavramlarla.
- Rüşde erişecek azınlığı çoğaltmak için yönteminiz ne? Sohbet halkası, metin, kurumsal yapı?
- Terörsüz Türkiye ile içeride sükûnet ve Toplumsal Sözleşme
- Bölgede komşularımızla güvene dayalı ilişki, her alanda iş birliği, stratejik müttefiklik, askeri ve ekonomik kalkınmayla birlikte refaha kavuşmak. Tüm bölgede kaos ve çatışmaları bitirmek.
- Dünyada düşmanlık yapmayan tüm ülkelerle iyi ilişkiler kurmak.
Önce zihin, sonra saha, en son yönetim. Ehliyet ve liyakat sıralamasını özellikle başa koymanız önemli. Çünkü tersi yapılırsa, yani liyakat olmadan yönetime talip olunursa, Bakara 258'deki "Rabbi hakkında tartışan" pozisyonuna düşme riski doğuyor. Önce rüşd, sonra emanet.
İçeriden dışarıya doğru genişleyen halkalar:
Çoğaltmak değil, çekirdekten yetiştirip yönetim katına taşımak. Nicelik değil nitelik. Kur'an'ın "çoğunluk" vurguları da bunu destekler: "Ekserisi akletmez", "ekserisi şükretmez". Rüşd sahibi bir kadro, bin kişilik pasif kitleden daha fazla etki üretir.
- Toplumsal Sözleşme: Terörsüz Türkiye sonrası yeni sözleşmenin maddi zemini ne olacak? Sadece güvenlik değil, adalet, gelir dağılımı, kimlik. Devletin hızına yetişmek derken, bu sözleşmenin içeriğine dair teklifiniz var mı?
- Selam Yurdu inşası: Bu kavramı sadece jeopolitik bir hedef olarak mı okuyorsunuz, yoksa fıkhi, iktisadi, içtimai müesseseleriyle birlikte bir "model" mi? Mesela faizsiz ekonomi, aile, eğitim, şehircilik bu Selam Yurdu'nun omurgasında nasıl duracak?
Köy sürecinizde bu 3 ayağı detaylandıran notlar tutarsanız, şehre dönüşte o "bismillah" için elinizde doktriner bir metin olur. Talep olmadan arz zayi olur diyorsunuz, doğru. Fakat talep, arzın niteliğini görünce doğar bazen. Takipteyim.
Lakin burada bir soru sormak lazım: Kim ilk tehdit oluşturuyor?
"Tehdit değil teklif" ayrımı, işin püf noktası. Ve "Kim ilk tehdit oluşturuyor?" sorusuna verdiğiniz cevap cesur: Ölçüyü kaçıran dindar pratikler. Sahadaki vakalar da bunu doğruluyor: Mahalle baskısı, zorla dayatma, tek tipçilik. Bu da seküler kesimde refleksif bir savunma, sonra saldırıya dönüştü. Tek parti pratiği bunun devletleşmiş hali.
CHP'ye özeleştiri, dindarlara da tehdit algısını minimize etme çağrınız var. Yani iki taraf da ölçüyü bulacak. Ortak payda: "Toplumu ifsat eden her yaşam biçimi reddedilsin, maruf yeşertilsin".
- Marufun Tarifi: Tehdit olmayan her şey serbest mi, yoksa fıtrat temelli bir çerçeve mi? Bu çizilmeden "ifsat" kavramı muğlak kalır ve yeni çatışma üretir.
- Arş/Yönetim Yetkisi: Yusuf ve Süleyman modelleri, liyakat + vahiy + kudret sentezi.
- Bugün "vahiy" yerine neyi koyacaksınız? Fıtrata uygun akletme mi, şura mı, içtihat mı? Yetkinin kaynağı ve denetimi ne olacak?
- Geçiş: Mevcut ulus-devlet realitesinden Selam Yurdu modeline sıçrama nasıl olacak? Tedrici ıslah mı, kadro inşasıyla içeriden dönüşüm mü?
- Maruf; toplumun geneli tarafından kabul edilebilir, uygulanabilir, sürdürülebilir ve yaşanılabilir mümkün bir hayat/hidayet… (takva-ahsen)
- Münker; toplumun geneli tarafından kabul edilemez, yaşanılması imkânsız olan çürütücü/yozlaştırıcı sefalet… (fücur-esfel)
- Maruf: Toplumun geneli tarafından kabul edilebilir, sürdürülebilir, iyileştiren, sağlıklı kılan. Takva, ahsen.
- Münker: Genel düzeni bozan, ifsada sebep olan, yaşanması imkânsız sefalet. Fücur, esfel.
Su örneğiniz çok vurucu. Kimse su içmeye zorlanamaz, ama suyu zehirlemek, akışını kesmek, bulandırmak münkerdir ve Devlet müdahale eder. Aklıselim azınlık, nizamı bozan girişimi engeller. İnkılap tedricidir. Mükemmel değil, mümkün mertebe.
- Fıtratın tespiti: Marufu kim, hangi usûlle belirleyecek? Şura mı, içtihat heyeti mi, veri temelli toplumsal sözleşme mi? “Kahir ekseriyet marufta birleşir” dediniz ama ekseriyet manipüle edilebilir. Filtre ne olacak?
- Azınlık-Majorite ilişkisi: Aklıselim azınlık yönetimde olacak. Peki çoğunluğun rızası nasıl alınacak? Süleyman modeli “kuş dilini bilmek” yani toplumu anlamak ise, bugünün karşılığı sosyoloji + veri + sahici temsil mi?
- Tedricilik takvimi: Yusuf modeli 7 yıl bolluk, 7 yıl kıtlık planladı. Selam Yurdu’nun 2053-2071 hedeflerine giden tedrici aşamaları neler? Hangi 10 yılda güvenlik, hangi 10 yılda marufun kurumsallaşması, hangi 10 yılda refah?
***
MÜSLÜMANLARIN SORUNU NEDİR?
Sorun Nerede Başlıyor?
Müslümanların sorunu nedir diye sorduğumuzda farklı cevaplar çıkıyor.Bazıları ahlak sorunu diyor. Aileden ticarete, siyasetten sosyal hayata her alan bozulmuş diyor.
Bazıları yapısal sorun diyor. Ekonomi, eğitim, hukuk, sağlık gibi alanların temel işleyişi bozuk diyor.
Bazıları dinî zayıflıktan bahsediyor. Namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerin hakkıyla yapılmadığını söylüyor.
Bazıları da ümmet birliğinin bozulmasına, tefrikaya dikkat çekiyor.
Hepsi doğru olabilir. Ama bu kadar çok cevap varken, hangisi öncelikli? Hepsini aynı anda çözmek mümkün mü? Neyi çözdüğümüzde rüşde ereceğiz? Bu soruların net bir cevabı yok gibi.
Tarih ve Güncel Örnekler Ne Gösteriyor?
Sahabe dönemi de dahil olmak üzere Müslümanlar hep benzer çatışmaları yaşadı.Çeçenistan, Afganistan, Irak, Cezayir, Sudan, Tunus, Mısır, İran-Irak savaşı, Pakistan-Afganistan gerilimi, Gazze…
Muhammed Mursi’nin sorunu neydi? Ahlakı mı zayıftı, takvası mı eksikti?
İran neden sürekli aynı baskılara maruz kalıyor? Lider kadrolar neden yok ediliyor?
Bu kadar farklı coğrafyada ve dönemde yaşanan olayların ortak bir sebebi olmalı. Ama ne?
Köy Örneği Ne Söylüyor?
Köye gittiğimde herkesin derdi farklı. Ama iki mesele çözülünce gerisi teferruat kalıyor: yol ve sınır.Yolu devlet, sınırı mahkeme çözüyor. Köylü kendi arasında anlaşamazsa sorun büyüyor.
Müslümanların meselesi de belki bu kadar sadeleştirilebilir. Ama asıl sorun nedir, çözecek olan kim, bilmiyorum. Durum çok karışık, hatta kaotik görünüyor.
Oysa insan ancak sükûnet içinde yaşadığını hisseder.
Biz bu sükûneti kaybettik mi? Ölmüş olabilir miyiz?
Hakan Çandır
ÇIKIŞ YOLU (RÜŞD) İÇİN İLK ÜÇ ADIM
• Peki, anladığımız bu Kur’an neden bugüne çare olmuyor?
• Peki, ıslah ediciler neden ifsat edicilerin sömürü ve kölelik çarkında öğütülüyor, güdülüyorlar?
• Peki, 11 Eylül’den bu yana İslam coğrafyası neden perişan ediliyor ve bu proje neden aksamıyor?
• Her türlü kültürel faaliyetlerimizi
• İtibar kazandığımız unvanımızı, akademik kariyerimizi
• Kesata uğramasından korktuğumuz ticaretimizi, malımızı, mülkümüzü ve ğarurlandığımız ailemizi
• Öfkelerimizi, sevinçlerimizi, kinlerimizi, nefretimizi, ihtiras ve hasetlerimizi
• Hülasa, tüm hesaplarımızı ve üzerine kurduğumuz yaşantımızı
Durum ve Hasar Tespiti
Duruş Beyanı
İzzet ve Dokunulmazlık Temini
***
DURUM ve HASAR TESPİTİ
- "İnnallâhe âlimu gaybis semâvâti vel ard, innehu alîmun bi zâtis sudûr" Fatır/38
- “Ve hussıle mâ fîs sudûr. İnne rabbehum bihim yevme izin le habîr” Adiyat/10-11
***
TÜRKİYE YENİ SİYASİ PARADİGMASI
Yönetim ve Hüküm Yetkisi
Şu durumu açıkça görmek gerekiyor:
Müminlerin hakikat, siyaset ve toplumsal düzen merkezi olan Milletler Meclisi – Millet-i İbrahim Makamı – Mescid-i Haram ile bağları zayıfladığında, bu makamın iki temel yetkisi de işlevini yitirdi:
2. Hikmetten gelen hüküm yetkisi
Bağ koptuğu için bu yetkiler bugün fiilen uygulanamıyor, hükmünü gösteremiyor.
Bu sebeple hem düşünce hem uygulama hem de siyaset alanında yeni bir yol ve yöntem kurmaya ihtiyaç doğuyor.
Bu ihtiyaç bağlamında; 2053-2071 perspektifiyle şekillenecek süreçte, Türkiye’nin "Selam Yurdunu İkame" odaklı yeni siyasi paradigması ile Kur’an’ın “Allah sizi Selam Yurduna davet eder" [10/25] ilkesinin örtüştüğünü görüyoruz.
Arz’ın ıslahı ve toplumun selamete ermesinin sorumluluğu, öncelikle yöneticilerde olduğuna göre;
Kervanlar göçüp giderken, dağ başında kalmamak için;
Ülkeyi, bölgeyi ve en nihayet dünyayı mümkün mertebe etkileyebilecek potansiyele sahip Türkiye'nin Yeni Siyasi Paradigmasını takip ediniz!
2023-2026
2025 YILINDAKİ YAZILARIM
YENİ PARADİGMA ve TARİHİ FIRSAT
- Kaliteli/iyileştirici düşünceler eşliğinde hür iradelerine işlerlik kazandırarak;
- Bosna, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Libya, Tunus, Sudan, Suriye ve Mısır başta olmak üzere;
- En son misalini tedebbürsüz bir karar sonucu Gazze'de yaşanılan acı tecrübelerden dersler çıkarıp;
- Özellikle Suriye'deki yeni durumu aklıselimle okuyup; bunu Türkiye'deki iç barışı tahkim edecek yeni siyasetle senkronize edebilmeli;
- Ve 2025 yılında; içte ve dışta şiddet tuzağından uzaklaşmayı zorunlu kılan, Türkiye öncülüğündeki yeni paradigmayı anlayıp/kavrayıp yorumlayarak, başta civarımız olmak kaydıyla tüm dünyaya sirayet edecek/etkileyecek şekilde hayata geçirebilmeli, işlerlik kazandırabilmeli ve meseleyi aklıselimle Yönetebilme Rüşdünü göstererek sorumluluklarını kuşanmalıdırlar.
NİZAMI SAĞLAMAK RÜŞDÜN İSPATIDIR!
TÜRKİYE YENİ PARADİGMASI
TARİHİ KIRILMA
- "Biz onları her şeyin ürünlerinin toplanacağı emin bir Harem'de yerleştirmedik mi?"(28/57)
- "Onlar görmediler mi ki, çevrelerindeki insanlar çarpılıyorlar iken biz Mekke'yi emin bir yer yaptık."(29/67)
- "Allah Ka'be'yi, o Beyt-i Haram'ı insanlar için bir düzen vesilesi kıldı."(5/97)
- "Hani biz Kâbe'yi insanlara vaktiyle karşılık alma mahalli ve emin bir sığınak yapmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den musalla/toplumsal değerleri ayakta tutacak sistem edinin."(2/125)
YENİ PARADİGMADA PAKTLAR
TÜRKİYE YENİ PARADİGMASI IŞIĞINDA
ORTADOĞU ve DÜNYA
İbre Dönmüştür: Nizamın İnşası Başlamıştır
- Asıllara, yani milleti ayakta tutan değerlere sadakat
- Tali meselelerle oyalamayan bir zihin açıklığı
- Nizamı önceleyen, kaosa değil düzene yatırım yapan bir siyasal duruş
- Kaosa değil düzene hizmet
- Kutuplaşmaya değil birliğe çağrı
- Karanlığa değil, hakikat nuruna yöneliş





.jpg)















